ABD’de gerçekleştirilen Kongre ara seçimlerinin sonuçları, dünya genelinde dikkatle izleniyor. Seçim tablosunun ardından Washington yönetiminin ekonomi ve jeopolitik politikalarında değişiklik yaşanabileceği değerlendirilirken, ortaya çıkacak gelişmelerin uluslararası piyasalar üzerinde de etkili olması bekleniyor.
Resmi olmayan sonuçlara göre ABD Kongre ara seçimlerinde Demokratlar, Senato’da 54, Temsilciler Meclisi’nde ise 228 sandalyeye ulaştı. Böylece Başkan Donald Trump’ın liderliğindeki Cumhuriyetçiler, Kongre’nin her iki kanadında sahip oldukları çoğunluğu kaybetti.
Avrupa’nın önde gelen ekonomi araştırma kuruluşları ve finans kurumlarının yöneticileri, seçim sonuçlarının ABD’de siyasi anlaşmazlıkları derinleştirebileceğine ve küresel ekonomi üzerinde yeni belirsizlikler yaratabileceğine dikkat çekiyor. Ekonomistler, Washington’da yaşanabilecek siyasi tıkanıklığın uluslararası finans piyasalarında risk algısını artırabileceğini, dünya genelindeki dezenflasyon sürecini de daha hassas bir noktaya taşıyabileceğini düşünüyor.
Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW) Başkanı Marcel Fratzscher, Demokratların seçimlerde elde ettiği başarının küresel ekonomi açısından olumlu bir gelişme olduğunu ifade etti. Fratzscher, ABD’de kuvvetler ayrılığı mekanizmasının yeniden daha güçlü işlemeye başladığını belirterek, Trump’ın artık Fed örneğinde olduğu gibi kamu kurumlarını istediği doğrultuda kısıtlama ve yeniden şekillendirme konusunda eskisi kadar rahat hareket edemeyeceğini dile getirdi.
Kongre’nin bütçe üzerindeki yetkilerini kullanarak Trump’ın İran politikasını daha fazla sınırlandırabileceğini kaydeden Fratzscher, böyle bir gelişmenin enerji fiyatlarında düşüşe katkı sağlayabileceğini ve Avrupa’nın da bundan olumlu etkilenebileceğini değerlendirdi.
Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü (IfW) Başkanı Moritz Schularick ise seçimlerin en önemli kazanımının Amerikan demokrasisi ve hukuk devleti olduğunu vurguladı. Schularick, ara seçim sonuçlarını önemli bir dönüm noktası olarak nitelendirirken, ortaya çıkan tablonun Trump ve politikaları açısından sonun başlangıcına işaret ettiğini belirtti.
İç politikada siyasi kilitlenme ve bütçe krizleri gündeme gelebilir
Münih merkezli Ekonomi Araştırma Enstitüsü (Ifo) Başkanı Clemens Fuest, seçimlerin ardından ABD iç siyasetinde ciddi bir çıkmaz yaşanabileceğini ifade etti. Fuest’e göre Trump, Demokratların hazırlayacağı yasa tekliflerini veto etme yetkisini korusa da yeni vergi indirimleri gibi kendi planlarını hayata geçirmek için gerekli Kongre desteğini kaybetti.
Bu tablonun, federal hükümetin faaliyetlerinin durmasına neden olabilecek bütçe anlaşmazlıklarını ve kamu harcamalarının dondurulmasına yönelik kararları daha sık gündeme taşıyabileceğini belirten Fuest, Washington’da uzun süreli bir siyasi kilitlenme ihtimaline dikkat çekti.
Landesbank Baden-Württemberg Analisti Dirk Chlench de Beyaz Saray ile Kongre arasında önümüzdeki iki yıl boyunca çekişmeli bir ilişkinin yaşanabileceğini öngördü. Chlench, kapsamlı yasa değişikliklerinin artık iki partinin ortak uzlaşmasını gerektireceğini belirterek, Demokratların Trump’ın iç politika planlarını yavaşlatabileceğini, ancak başkanın veto yetkisi nedeniyle kendi girişimlerinde de sınırlamalarla karşılaşacağını ifade etti.
Bu durumun mali teşvik ihtimalini zayıflatabileceğini kaydeden Chlench, bütçenin finanse edilmesi ve borçlanma tavanının yükseltilmesi konularında yeni anlaşmazlıkların ortaya çıkabileceğini söyledi. Analist, borç tavanı tartışmasının 2027 yılında sermaye piyasaları üzerinde yeniden önemli bir baskı oluşturabileceği uyarısında bulundu.
Köln Alman Ekonomisi Enstitüsü (IW) Direktörü Michael Hüther de ABD siyasetinde hareketli ve belirsiz bir dönemin başlayabileceğini belirtti. Hüther, bütçe görüşmelerinde geçici temerrüt ihtimalini de beraberinde getiren bir anlaşmazlık yaşanabileceğine işaret etti.
Trump’ın 2028 başkanlık seçimlerinde yeniden aday olamayacak olmasının da siyasi dengeler üzerinde etkili olacağını aktaran Hüther, seçim yenilgisinin ardından Cumhuriyetçi Parti içindeki liderlik ve güç mücadelelerinin daha da yoğunlaşabileceğini değerlendirdi. ABD’nin Almanya açısından en önemli ticaret ortaklarından biri olduğuna dikkat çeken Hüther, ülkedeki siyasi belirsizliğin transatlantik ticarete zarar verebileceğini dile getirdi.
Dış politikada gerilim ve korumacı adımlar sürebilir
Mannheim merkezli Avrupa Ekonomik Araştırmalar Merkezi (ZEW) Başkanı Achim Wambach, Trump’ın iç siyasetteki hareket alanının daralmasının ardından siyasi hedeflerini dış politika ve ticaret politikaları üzerinden gerçekleştirmeye yönelebileceğini öngördü.
Trump’ın dış politikada halen geniş yetkilere sahip olduğunu vurgulayan Wambach, Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesinin ABD’nin serbest ticarete tamamen geri döneceği anlamına gelmediğini belirtti. Korumacı ekonomi yaklaşımının yalnızca Trump yönetimine özgü olmadığını ifade eden Wambach, Çin ile ticari ilişkiler ve Amerikan yerli sanayisinin korunması gibi başlıklarda Washington’daki iki parti arasında geniş bir görüş birliği bulunduğunu kaydetti.
Avrupa’nın seçim sonuçlarından hareketle rehavete kapılmaması gerektiğini de vurgulayan Wambach, kıtanın 2028’de yapılacak başkanlık seçimlerine de güvenerek hareket etmemesi gerektiğini söyledi. Avrupa’nın kendi ekonomi politikalarını kararlılıkla uygulaması, rekabet kapasitesini güçlendirmesi ve stratejik bağımsızlığını sağlaması gerektiğini belirten Wambach, ortak pazardaki ticari engellerin azaltılması ve Birleşik Krallık ile işbirliğinin geliştirilmesi çağrısında bulundu.
Wambach ayrıca Mercosur ve Hindistan ile yapılması planlanan anlaşmaların hızla yürürlüğe alınmasını, Filipinler ile de yeni ticaret anlaşmalarının imzalanmasını önerdi.
Berenberg Bank Başekonomisti Holger Schmieding ise Trump’ın başkanlık döneminin kalan iki yılında dış politikada ciddi çalkantılar yaşanabileceği uyarısında bulundu. Siyasi desteği zayıflayan bir başkanın daha riskli jeopolitik girişimlere yönelme ihtimalinin bulunduğunu belirten Schmieding, özellikle ABD yönetiminin yaptırımlar yoluyla baskıyı artırdığı Küba’nın endişe verici başlıklardan biri haline gelebileceğini ifade etti.
Avrupa seçim sonuçlarından hangi dersleri çıkarmalı?
VP Bank Başekonomisti Thomas Gitzel, Cumhuriyetçilerin seçimlerde yaşadığı gerilemenin temel nedenlerinden birinin yüksek enflasyon olduğunu değerlendirdi. Gitzel, yapay zeka veri merkezlerinin inşasının da toplumun belirli kesimlerinde rahatsızlık yarattığını belirterek, Demokratların rengine gönderme yapıp seçim tablosunu “mavi tsunami” olarak tanımladı.
Amerikan seçmeninin Trump’a güçlü bir uyarı verdiğini dile getiren Gitzel, buna rağmen yatırımcıların finans piyasalarındaki ilk tepkilere gereğinden fazla anlam yüklememesi gerektiğini söyledi. Tarihsel olarak Kongre’deki sandalye dağılımının borsaların uzun vadeli performansını belirleyen temel unsur olmadığını da sözlerine ekledi.
Commerzbank Ekonomisti Christoph Balz ise seçim sonuçlarının, olası seçim manipülasyonu iddialarını geçersiz kılacak ölçüde açık olduğunu belirtti. Yenilginin Trump açısından önemli bir darbe niteliği taşıdığını ifade eden Balz, başkanın görev süresinin kalan bölümünde yürütme emirlerine ve daha geniş hareket alanına sahip olduğu dış politikaya ağırlık verebileceğini kaydetti.
Trump ile Avrupa hükümetleri arasındaki uluslararası politika kaynaklı temel görüş ayrılıklarının devam ettiğine işaret eden Balz, ABD başkanının dış politikada daha sert ve saldırgan bir yaklaşım benimsemesinin Avrupa açısından rahatsız edici sonuçlar doğurabileceği değerlendirmesinde bulundu.












