Otomotiv editörü Emre Özpeynirci, yaklaşık 500 bin kişiyi etkileyen fon krizinin otomotiv pazarına da sıçradığını belirterek, parasına ulaşamayan yatırımcıların araçlarını nakde çevirmek için satışa çıkardığını, fondaki getirisiyle sıfır otomobil almayı planlayan tüketicilerin ise pazardan çekildiğini söyledi.
İkinci elde fiyat dengelerinin bozulduğuna dikkat çeken Özpeynirci, sıfır otomobil pazarında temmuz ve ağustosta yüzde 25’i aşan daralmanın ardından eylülde yaklaşık 90 bin adetlik satış beklendiğini ifade etti.
Fon piyasasında yaşanan kriz otomotiv sektörünü de etkilemeye başladı.
Emre Özpeynirci, Oksijen TV’de yayınlanan Otomotiv Gündemi programının 100’üncü bölümünde fon krizinin otomotiv pazarında hem sıfır hem de ikinci el araç tarafında yarattığı etkileri değerlendirdi.
Fon krizinin yaklaşık 500 bin kişiyi mağdur ettiğini ve ciddi bir likidite sorunu yarattığını belirten Özpeynirci, otomotiv sektörünün gelişmelerden iki farklı kanaldan etkilendiğini söyledi.
Fondaki parasına ulaşamayan veya parasını ne zaman geri alacağını bilmeyen bazı yatırımcıların ellerindeki otomobilleri nakde çevirmek amacıyla satışa çıkardığını belirten Özpeynirci, bunun ikinci el piyasasındaki arz-talep ve fiyat dengelerini kısa sürede değiştirdiğini ifade etti.
Fondan gelecek parayla araç alacak tüketici de pazardan çekildi
Krizin sıfır otomobil pazarına etkisinin ise farklı bir kanaldan gerçekleştiğini belirten Özpeynirci, fon yatırımcılarının bir bölümünün otomobil satın almak üzere ön ödeme yaptığını ve araç bedelinin kalan kısmını fondan gelecek getiriyle karşılamayı planladığını anlattı.
Fonlardaki sorunların ardından bu tüketicilerin önemli bölümünün araç alımından vazgeçtiğini veya alımlarını ertelediğini söyleyen Özpeynirci, böylece sıfır otomobil pazarındaki talep kaybının daha da belirginleştiğini kaydetti.
Özpeynirci, “Fona para yatıranların bir kısmı sıfır araç alıcılarıydı. Ön ödemelerini yapmışlardı ve fondan gelecek getiriyle aracı teslim alacaklardı. Şimdi bu alıcılar ortadan kalktı” dedi.
“Sektör son üç ayda ölüm kalım savaşı veriyor”
Türkiye otomobil pazarında temmuz ve ağustos aylarında yüzde 25’in üzerinde daralma yaşandığını belirten Özpeynirci, eylül ayında ise yaklaşık 90 bin adetlik pazar beklendiğini söyledi.
Son üç ayın otomotiv sektörü açısından oldukça zorlu geçtiğini ifade eden Özpeynirci, sektörün yüksek stok maliyetleri ve zayıflayan talep nedeniyle ciddi bir mücadele verdiğini dile getirdi.
Pazardaki koşulların tüketici açısından ise farklı bir tablo ortaya çıkardığını söyleyen Özpeynirci, liste fiyatlarına bakıldığında 2 milyon TL’nin altında 64 otomobil bulunurken, bayilerin uyguladığı özel indirimlerle bu sayının 113’e kadar çıktığını belirtti.
Bazı modellerde kampanya ve indirimlerin 700 bin TL’ye kadar ulaştığını ifade eden Özpeynirci, mevcut ortamın otomobil almak isteyen tüketiciler açısından fırsatlar oluşturduğunu söyledi.
Özpeynirci, buna karşılık otomotiv ekosisteminden yaklaşık 4 milyon kişinin gelir elde ettiğine işaret ederek, şirketlerin mali yapısındaki bozulmanın devam etmesi halinde istihdam üzerinde de risk oluşabileceğini vurguladı.
ÖTV indirimi beklemiyor
Otomotivde Özel Tüketim Vergisi’ne (ÖTV) ilişkin beklentileri de değerlendiren Özpeynirci, yakın dönemde bir ÖTV indirimi beklemediğini söyledi.
Otomobilden alınan ÖTV’nin kamu açısından tahsilatı kolay bir gelir kalemi olduğuna işaret eden Özpeynirci, yıl sonu için yaklaşık 900 milyar TL’lik ÖTV geliri hedeflendiğini ve bunun toplam vergi gelirleri içindeki payının yüzde 7-8 seviyesinde bulunduğunu ifade etti.
ÖTV’nin bir anda yarı yarıya indirilmesinin ikinci el piyasasında ciddi değer kaybına neden olabileceğini savunan Özpeynirci, vergi yükünün azaltılması halinde bunun uzun vadeye yayılan kademeli bir modelle yapılması gerektiğini söyledi.
Özpeynirci, bütçe açığı ve son dönemde yaşanan gelişmeler nedeniyle indirim yerine 4×4 ve 2×4 araçların vergilendirilmesinde farklılaşma veya maktu ÖTV konusunda yeni düzenlemelerin gündeme gelebileceğini öne sürdü.
10-15 yaşındaki otomobiller neden pahalı?
İkinci el piyasasında 10-15 yaşındaki otomobillerin fiyatlarının yüksek kalmasının temel nedenlerinden birinin alım gücündeki gerileme olduğunu belirten Özpeynirci, tüketicilerin önemli bölümünün daha yeni araçlara erişemediğini söyledi.
Krediye erişimde yaşanan güçlüklerin de talebi eski araçlara yönelttiğini ifade eden Özpeynirci, özellikle 300 bin-450 bin TL bandındaki 10-15 yaşındaki otomobillere yoğun talep oluştuğunu, bunun da söz konusu araçların fiyatlarını yüksek tuttuğunu kaydetti.
İkinci elde değerini daha iyi koruyan SUV modellerinin genellikle yüksek satış adetlerine sahip araçlar olduğunu belirten Özpeynirci, yaygın servis ağı, yedek parçaya erişim ve bakım maliyetlerinin ikinci el değerini belirleyen önemli unsurlar arasında olduğunu söyledi.
“Evde şarj imkanı varsa elektrikli otomobil alınır”
Elektrikli otomobil konusunda da değerlendirmelerde bulunan Özpeynirci, evinde veya iş yerinde şarj imkanı bulunan tüketiciler açısından elektrikli araçların özellikle şehir içi kullanımda önemli maliyet avantajı sağladığını söyledi.
Akaryakıt fiyatları dikkate alındığında elektrikli araçla şehir içi ulaşım maliyetinin içten yanmalı otomobillere kıyasla yaklaşık yedide bir seviyesine kadar düşebildiğini ifade eden Özpeynirci, uzun yol kullanımında ise şarj planlamasının önem taşıdığını belirtti.
Elektrikli otomobillerin ikinci el piyasasında ise bağımsız servis ağının yeterince gelişmemesi ile batarya ve yazılım teknolojilerinin hızla yenilenmesinin değer kaybını hızlandırabildiğini söyledi.
Elektrikli araç arzı artabilir
Çinli otomobil üreticilerine yönelik düzenlemelere de değinen Özpeynirci, Türkiye’nin Çin’den gelen araçlara karşı ek mali yükümlülüklerin yanı sıra servis ağına ilişkin şartlar getirdiğini, daha sonra düzenlemelerin Gümrük Birliği dışındaki diğer ülkelerden yapılan ithalatı da etkilediğini anlattı.
Avrupalı üreticilerin emisyon hedefleri nedeniyle elektrikli otomobil arzını öncelikle Avrupa pazarına yönlendirmesinin de Türkiye’deki arzı sınırladığını belirten Özpeynirci, sektör kulislerinde servis düzenlemesinin değiştirilmesinin veya kaldırılmasının konuşulduğunu söyledi.
Böyle bir adım atılması halinde Çin, Japonya ve ABD gibi pazarlardan Türkiye’ye elektrikli otomobil girişinin yeniden hızlanabileceğini ifade etti.
Özpeynirci, Türkiye’de otomotiv fabrikalarının kapasite kullanım oranının yüzde 60’ın altına gerilediğine de dikkat çekti.
Togg satışı talep ve üretimin altında
Togg’un durumuna ilişkin soruları da yanıtlayan Özpeynirci, markaya sağlanan kredi imkanlarına rağmen aylık yaklaşık 4 bin adetlik satışın talep ve üretim kapasitesinin altında kaldığını savundu.
Togg’un Avrupa’da kalıcı ve güçlü bir marka olabilmesi için fiyat ve teknoloji açısından küresel rakipleriyle rekabet edebilmesi gerektiğini ifade etti.
BYD’nin Türkiye’de planladığı yatırıma ilişkin de konuşan Özpeynirci, Avrupa Birliği’nde gündemde bulunan “Made in Europe” yaklaşımının Çinli üreticilerin yatırım kararlarında belirsizlik yarattığını söyledi.
Özpeynirci, Çinli otomotiv şirketlerinin Avrupa pazarına erişimlerini güvence altına almak amacıyla yatırımlarını doğrudan Avrupa Birliği sınırları içine yönlendirmeye başladığını belirterek, BYD’nin Türkiye yatırımının da mevcut koşullarda beklemeye alındığını ifade etti. (ekonomim)












