Orta Doğu’da artan gerilim ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin fiilen durma noktasına gelmesi, petrol fiyatlarını yukarı çekerken küresel ekonomi açısından ciddi riskleri de beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre petrolün bir yıl boyunca 100 dolar seviyesinde kalması, dünya ekonomisinde yaklaşık 500 milyar dolarlık bir şoka yol açabilir.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırılar ile Tahran’ın karşılık vermesi üçüncü haftasına girerken, taraflarla bağlantılı ticari gemiler için Hürmüz Boğazı pratikte kapalı kalmayı sürdürüyor. Küresel petrol talebinin yaklaşık yüzde 20’sine karşılık gelen günlük 20 milyon varillik sevkiyatın geçtiği bu kritik hat üzerindeki aksama, arz endişelerini derinleştirerek fiyatlarda sert yükselişleri tetikliyor.
Uluslararası Enerji Ajansı, Körfez bölgesindeki tedarik daralması nedeniyle günlük yaklaşık 10 milyon varil petrolün piyasadan çekilebileceğini belirtirken, bunun petrol piyasası tarihindeki en büyük arz kesintilerinden biri olabileceğine dikkat çekiyor.
Saldırılar öncesinde 27 Şubat’ta 73,01 dolardan kapanan Brent petrolün varil fiyatı, çatışmaların etkisiyle 114,3 dolara kadar yükselerek 29 Haziran 2022’den bu yana en yüksek seviyesini test etti. Petrol arzındaki daralma, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara neden olurken, fiyatlardaki sert yükselişin enflasyon baskılarını artırarak dünya ekonomileri üzerinde aşağı yönlü riskleri güçlendirdiği değerlendiriliyor.
Hürmüz Boğazı açılırsa fiyatlar hızla düşebilir
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’in analizine göre, petrol fiyatlarındaki artışın uzun sürmemesi halinde küresel ekonomide bu yıl yüzde 2,6 ile istikrarlı büyüme bekleniyor. Ancak petrolün varil fiyatının 100 dolar seviyesinde kaldığı “olumsuz senaryoda”, önemli bir küresel arz kesintisi yaşanma riski yüksek.
Fitch Ratings Başekonomisti Brian Coulton yaptığı değerlendirmede, petroldeki fiyat artışı ve arz kısıtının uzun süre devam etmesi halinde enflasyonun keskin şekilde yükselebileceğini ve ekonomik büyümede belirgin şekilde düşüş görülebileceğini belirtti.
Temel senaryolara göre petrol fiyatlarındaki bu artışın “görece kısa ömürlü” olduğunu dile getiren Coulton, “Ancak petrol fiyatlarının bir yıl 100 dolar seviyesinde kalması halinde, dört çeyrek sonunda küresel gayrisafi yurt içi hasıla yarım puan daha düşük olabilir. Bu da 500 milyar dolarlık bir şok anlamına gelir.” dedi.
Coulton, şu an için Orta Doğu’daki çatışmanın küresel ekonomideki etkilerinin “büyük olasılıkla geçici” olduğunu düşündüğünü dile getirerek, çatışma öncesinde petrol piyasasında arz fazlası bulunduğunu ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması sonrası fiyatların oldukça hızlı şekilde geri düşebileceğini kaydetti.
Öte yandan, enerjinin yanı sıra Körfez bölgesinin gıda, kimyasallar ve diğer imalat üretimi için birçok girdinin de önemli bir tedarikçisi olduğuna işaret eden Coulton, bu nedenle emtia fiyatlarında da artışlar görüldüğünü belirtti.
“Körfez’deki petrol ve gaz ihracatçıları ağır darbe alıyor”
ING Think’in son analizine göre, enerji piyasaları, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ve gaz akışındaki kesintinin daha uzun sürebileceğini sürekli fiyatlamak zorunda kalıyor. Gerilimin azalacağına ya da bu kritik dar boğazdan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) akışının yeniden başlayacağına ilişkin ise çok az işaret var.
Chatham House Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Analisti David Butter’ın analizine göre ise ekonomileri büyük ölçüde petrol ve gaz gelirlerine bağımlı olan Körfez üreticileri kaybedilen gelirler nedeniyle ağır bir bedel öderken bölgedeki ithalatçı ülkeler de artan yakıt maliyetleri ve döviz gelirlerindeki kayıplardan kaynaklanan baskılarla karşı karşıya.
LNG tesisine yönelik saldırı sonrasında üretimi durduran Katar’ın ihracatında bir aylık kesintiden kaynaklanan finansal kaybının en az 4 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor.
Körfez bölgesinde petrol bağımlılığı en yüksek ekonomi olan Irak’ta ise bütçe gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturan ham petrol ihracatının büyük kısmı Basra Petrol Terminali’nden Körfez ve Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyor. Bu gelirin uzun süreli kaybının bütçe harcamalarının yarısından fazlasını oluşturan kamu maaşları ve emeklilik ödemelerinin ödenmesini zorlaştırabileceği öngörülüyor.
